2 Nisan 2009 Perşembe

İŞTE HERKASİN BİLDİĞİ GİBİ SINAVLARA AYLAR KALDI

Sınavlara az gün kaldı işte size 10 altın nasihat.

1)Önce kaliteli bir deneme sınavı çözün!ve şu soruların cevabını arayın
-Toplam kaç netim var,kaç puan alıyorum?
-Ben kaç net yapmalıyım,kaç puan almalıyım?
-En çok yanlışı hangi dersten yapıyorum.
-Sınava bir kaç ay kaldı,eksik konularım neler.....

2)Soru çözerken aklının bir ucundan çok hızlı olman gerektiğini çıkarma

3)Çalışmayı erteleme,diğerlerini ertele her neyse.

4)Hedef belirle ve kötü de olsa bir plan yap,çıkar önüne kağıt kalemi kaç haftan kadlı yap bir tablo çıkar sbs konularını ,derslerini boş günlerini ve saatlerini sonrada yap o planı en fazla 1 saatini verirsin ,uyabileceğin bir plan yap 2 gün yapıpta üçüncü gün atacağın planın hiç gereği yoktur.

5)Anlamadıklarını geçiştirme,ortada bir konu ve sende bir beyin varsa anlamamak için hiç bir sebep yoktur.

6)Önce en önemli işlerini yap,mesela aç karnına doyur,ödevin varsa ödevini yap,annen ekmek al diyorsa git ve al,uykun geldiyse yat,dünyada hiç bir şey yaşadığın şu andan önemli değildir.Sizden ölmenizi ya da sıkıntıya girmenizi değil çalışmanızı istiyoruz.(Öğretmen ve aileler olarak)

7)Büyüklerinin her zaman zırvaladıkları yosunlaşmış laf kalabalıklarına bir kez olsun kulak ver,bir gün gelecek aynı şeyleri sen de söyleyeceksin.Unutma senden 1 gün büyük bir insan bile bu dünyayı senden bir gün fazla görmüş demektir.Onları anlamaya çalış,ailenin söylediklerini anafikri bulunması gereken bir paragrafmış gibi düşün.

8)Ders çalışırken kendini bilim adamı gibi düşün ;araştırmacı ol,neden diye sor?Unutma en güzel soru "neden "dir?Nedenlerde merak vardır?Düşünki yarın bir gün bir kalabalıkta o öğrendiğin şeyi paylaşacak ve karizma katsayını artıracaksın ,konuya hakim olmalısın,onu beyninin en özel yerine koy.Bilgileri beynine depolarken sanal bir dolap yap,düşünki beynin de bir robot var ve gelen her bilgiyi düzenli şekilde kouyuyor hoop sen Sosyal Bilgilere gidiyorsun.......Hooop sen Fen bilgilerine....Çalışırken beyninin iki tarafınıda kullandığını hisset.

9)Yaptığın işin en iyisini yap.Anladığını sanma,bilgiye aç ol.Bilgi canavarı ol,öğrendiğin her bilginin seni bir yarışta binlerce kişi önüne geçirdiğini unutma.

10)Öğretmenini ilk seferde anlamaya çalış.

Son olarak "Yok yatarak çalışma,yok notlar tut,yok müzik dinlemeden çalış .......... ve bunlar gibi bir çok şeyi bilerek söylemedim" Çünkü birileri artık bunların dışındada bir kaç şey söylemeliydi.

31 Mart 2009 Salı






MUHSİN YAZICI OĞLUNUN SİYASİ HAYATI






İşte Yazıcıoğlu’nun siyasi mücadeleyle dolu yaşam öyüsü:
Muhsin Yazıcıoğlu, 1954 yılında Sivas’ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü’nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da yaptı.
Yüksek öğrenimini yapmak üzere 1972′de Ankara’ya geldi. Üniversite tahsilini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde tamamladı.
1968′de cemiyet (dernek) çalışmalarına başladı. Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katıldı. Ankara’ya geldikten sonra ise, Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla; Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yaptı. (1977-78).
1978′de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucu Genel Başkanı oldu. 1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulundu.
12 Eylül 1980′de yapılan askeri darbenin ardından, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanığı olarak cezaevine konuldu. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kalan Muhsin Yazıcıoğlu, 7,5 yıl cezaevinde kaldığı bu davadan herhangi bir ceza almadı.
Cezaevinden çıktıktan sonra, mağdur olmuş ülkücülere ve onların ailelerine yardim amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı.
1987′de arkadaşları ile birlikte MÇP’de siyasete girdi. MÇP’de Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu.
1991 genel seçimlerinde üç partinin oluşturduğu ittifak bünyesinde, milletvekili adayı oldu. “O, inançlarınızı Meclis’e taşıyacak” sloganıyla, Sivas’tan milletvekili seçildi.
1992 yılı Temmuz ayında, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı için” bir grup arkadaşı ile birlikte MÇP’den ayrıldı. 29 Ocak 1993 tarihinde Büyük Birlik Partisi kuruldu ve bu partinin Genel Başkanlığına seçildi.
24 Aralık 1995′te yapılan erken genel seçimlerde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak, yeniden meclise girdi. 28.02.1996 tarihinde ANAP’tan istifa ederek, BBP’ye döndü.
26 Nisan 1998′de yapılan 3. Büyük Kurultay’da, 8 Ekim 2000 tarihinde yapılan 4. Büyük Kurultay’da, 2 Haziran 2002 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü Büyük Kurultay’da,20 Temmuz 2003 tarihinde yapılan 5. Olağan Büyük Kurultay’da,30 Nisan 2006 tarihinde yapılan 6. Olağan Büyük Kurultay’da ve 15 Nisan 2007 2.Olağanüstü Büyük Kurultayda tekrar BBP Genel Başkanlığına seçilmiştir.
22 Temmuz Erken Genel seçimlerinde BBP’nin seçimi protesto etmesi sebebiyle partisinden istifa ederek Sivas’tan bağımsız milletvekili adayı olup 23. dönem milletvekilliğine seçilmiştir.Daha sonra BBP’ye katılarak TBMM’de Büyük Birlik Partisi Sivas Milletvekili olarak BBP’yi Meclis’te temsil etmiştir.19 Ağustos’ta yapılmış olan BBP’nin 3.Olağanüstü Büyük kurultayında tekrar Genel Başkan olmuştur.
Muhsin YAZICIOĞLU, evli ve iki çocuk babasıydı..

30 Mart 2009 Pazartesi

ÜŞÜYORUM


SAYIN BBP GENEL BAŞKANI MUSİN YAZICIOĞLU ANISINA



Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır

Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum

Gözlerim parke parke taş duvarlarda

Açılıyor hayal pencerelerim

Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum



Kekik kokulu koyaklardan aşarak

Güvercinler ülkesinde dolaşıyor

Bir çeşme başı arıyorum

Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp

Mis gibi nane kokuları arasında

Ruhumu dinlemek istiyorum


Zikre dalmış her şey

Güne gülümserken papatyalar

Dualar gibi yükselir ümitlerim

Güneşle kol kola kırlarda koşarak

Siz peygamber çiçekleri toplarken

Ben çeşme başında uzanmak istiyorum


Huzur dolu içimde

Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

Durun kapanmayın pencerelerim

Güneşimi kapatmayın.


Beton çok soğuk, üşüyorum…




SAYIN: MUHSİN YAZICIOĞLU


23 Mart 2009 Pazartesi

NEVROZE PİROZ




Toprak ana uyanıyor
Bugün nevruz bayramıdır.
Tek tek ateşler yanıyor
Bu gün nevruz bayramıdır

Uyanır artık tabiat
Kuşlar açıverir kanat
Erenler eyler nasihat
Bu gün nevruz bayramıdır.

Renk renk giyilir urbalar
Herkes cananını arar
Bu bayramda bir ahenk var
Bu gün nevruz bayramıdır.

Dargın olan barışacak
Kızanlarım yarışacak
Bahar geldi gül açacak
Bu gün nevruz bayramıdır

Yeni gündür başlar bugün
Türk soyları yapar düğün
Kutlarsan geçer efkarın
Bu gün nevruz bayramıdır

Türlü çiçekler açılır
Etrafa koku saçılır
Tas tas kımızlar içilir
Bu gün nevruz bayramıdır

YUNUS bekletme beni
Al eline maşrapanı
Ab-u hayat pınarını
Boşalt nevruz bayramıdır

19 Mart 2009 Perşembe

SINAV KAYGISI

Kaygı genelde, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren aşırı uyarılmışlık durumudur.


Sınav Kaygısı, sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan, yoğun kaygı, sınav kaygısı diye ifade edilir. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanmasını, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesini engeller. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve istenen performans düzeyine erişemez.

Sınav Kaygısı yaşayan öğrenciler, çalışmalarını planlamakta, doğru düşünmekte, konsantre olmakta ve çalıştığı konuları hatırlamakta güçlükler yaşarlar.

Sınav Kaygısının Etkileri

· Öğrenilen bilgilerin aktarılamasında güçlük yaşanması,

· Okuduğunu anlama ve düşüncelerini düzenlemede zorluklar,

· Dikkatte azalma, dikkatin sınavın içeriğine değil sınava bağlı olarak yaşanan başka olaylara odaklanması,

· Zihinsel becerilerin zayıflaması, bilgilerin hatırlanmasının engellenmesi,

· Mide bulantısı, baş ağrısı gibi fiziksel rahatsızlıkların ortaya çıkması gibi...

Sınav Kaygısıyla Başetmek İçin Yapılabilecekler

Öneri 1: Sınava Hazırlık

· Çalışma stratejinizi belirleyin, zamanınızı düzenleyin, sorumluluk alın ve hazırladığınız programa uyun.

· Çalışma zamanı geldiğinde ÇALIŞIN; ertelemeyin, programınızı değiştirmeyin ve çalışmamak için bahaneler yaratmayın.

· Hazırladığınız çalışma planına uyarak çalışmalarınızı gözden geçirin, yemek, uyku ve rahatlamak için zamanı planladığınız yönde kullanın.

· Sınavlarınız başlamadan en az iki hafta önce çalışma programınızı hazırlayın.

· Programınızda sosyal etkinliklere ders aralarında molalara yer verin.

· Programınızda kendiniz için ayırdığınız zamanı, dersleri ve sınavları düşünerek geçirmeyin.

Öneri 2: Özbakım

· Alkol, kafeinli içecekler ve nikotinden kaçının.

· Dengeli uyuyun.

· Dengeli beslenin az ve sık yeyin, bol miktarda sıvı alın.

· Sınav günü kahvaltı yapmak ve hazırlanmak için yeterince zaman ayırın.

· Sınavda gerekli olabilecek araç-gereci yanınıza aldığınıza emin olun (kalem, silgi vb.).

· Sınav mekanına erken gidin, kaygılı öğrencilerden uzak durun, çünkü kaygı bulaşıcıdır.

Öneri 3: Rahatlama

· Sınav süresince; “Hiçbirşey yapamayacağım, sınav kötü geçecek, ya soruları yanıtlayamazsam" ya da "Herşeyi unuttum” gibi olumsuz düşünceleri aklınızdan çıkarın ve rahatlamak için:

Doğal bir şekilde burnunuzdan nefes alın. Aldığınız nefes, göğüs kafesinizi değil, diyaframınızı aşağı doğru itip karnınızı şişirsin. Nefesinizi bir iki saniye tutun daha sonra ağzınızdan verin. Bu egzersizi günde 2-3 kez tekrarlayın.

Sinav Esnasında

¨ Olumlu düşünün: kendinizle olumlu dialog içine girin:

-“Ben bu sınavı başarabilirim.”

-“Kendimi rahat hissediyorum ve herşey yolunda” gibi…

¨ Özellikle sınav öncesinde kendinizi diğer sınıf arkadaşlarınızla kıyaslamayın.

¨ Sınavdan hemen önce sınavla ve sınav konuları ile ilgili sınıf arkadaşlarınızla tartışmayın.

¨ Sınav salonunda dikkatinizin en az dağılacağı bir yere oturun.

¨ Sınav soru ve açıklamalarını dikkatle okuyun.

¨ Panik olduğunuzu ya da heyecanlandığınızı hissettiğinizde, rahatlama tekniklerini uygulayın, sakinleşmek için kendinize bir iki saniye zaman tanıyın.

¨ Sadece sınava odaklanın.

¨ Eğer sınavı çok zor bulduysanız yine de yılmayın ve elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın.




EN SON TEKNOLOJİ HARİKALARI
















18 Mart 2009 Çarşamba

“Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

M. Kemal ATATÜRK


“Harpte iki meş’um (uğursuz) şey vardır. Bunlardan biri taş duvara körükörüne yüklenmek, diğeri kuvvetleri birtakım ayrı ve bağlantısız harekata dağıtıp körletmektir. Biz bu iki ahmaklığı yapmanın tehlikesiyle karşı karşıyayız.”

İngiliz Başbakanı Asquith


“Ordunun yardımı olmaksızın Filo’nun başarı sağlayabileceği ümidine kapılmıştım; fakat şimdi bu işte müşterek bir harekatın zorunlu olduğunu anlıyorum.”

Churchill


“... Bu Türk kıtaatının cesaret, metanet ve se’bat cihetiyle takdir ve senaya liyakatı, her şüphenin fevkinde bulunmuştur. Donanmasının ateşiyle de, en müessir surette muavenet gören pek cesur bir düşmamn taarruzlarına karşı sayısız muharebelerde bu kıtaat mevkilerini muhafaza etmişlerdir.” [439]


“Avrupa’da hizbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklierle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.”
General Tawshend Alman Generali Liman von


“Çanakkale Boğazı’ndaki Türkler ve Almanlar da 18 Martı aralıksız takip eden sessiz günler, şaşkınlık ve sonra da, büyük bir sevinç uyandırdı. Moral, son derece yüksekti. Kaleler ve tabyalardaki hasar da kolaylıkla giderilmiş olmakla beraber, ağır bataryaların cephane durumu ciddiyetini koruyordu.”

Robert Rhodes James




17 Mart 2009 Salı

BİR SPERDİ ANADOLU


Bıçak sırtı bir zamandi...
Vatanın ciğerinde yılan dili hançer.
Çanak kırılmış,kale kuşatılmıştı,
Uzun zamandır diş bileyenler köşelerinde,
Sırtını sıvazlıyordu yeleli küheylanlar yerine,
Çelikten zırhlara sarılmış cücelerin
Bir kanadı kırık,mazlum kölelerin,
Tedirgindi yıldızlar top ve gülle sesinden,
Toplar titriyordu mahçup ve derinden,
Kan rengi bir çiçek açıyordu toprakta.



Bıçak sırtı bir zamandı...
Bir sperde buluştu bütün Anadolu.
Kimi köyünden,kimi ilinden koyup yarini
Beşikte bebesini,çileli anasını
Akın akın cepheye koştu.
Kimi mektepli,kimi yoksul bir rençper.
Tekirdağlı Halil,Antepli Hasan,Bayburtlu Ömer
Omuz omuza,sırt sırta
Tek yumruk,tek yürek,tek bir isim oldu.
Kimi Urfa'lı,kimi İstanbul
Kimi Adana'lı,kimi Erzurum
Aydın'lısı,Van'lısı,Trabzon'lusu
Aynı duada,aynı kıblede buluştu.
Bir avuç kuru üzüm,bir kuru ekmeği
Bir yudum suyu paylaştılar kardeşçe
Vatan uğruna,özgürlük uğruna
Namus uğruna vurdu,vuruldu.



Bir rüzgar estiki toprak ürperdi sesinden,
Ekmek yok,mermi yok,ümit tükendi derken,
Anafartalardan bir rüzgar esti bütün cepheye,
"Size taaruzu değil,ölmeyi emrediyorum!"
Duyarda dururmu memedim hiç?
Sel oldu,fırtına oldu,
Bir gül gibi düştü toprağa,
Dayanamadı yıldız,hilale girdi,
Batırdı batan gün,doğuda yaniden doğdu,
Bir karış toprakta kavuştu bütün Anadolu,
Telli duvaklı bir düğün kurdu.


















31 Ocak 2009 Cumartesi

EDİSONUN HAYATI


EDİSONUN HAYATI

İnsanlık tarihinin en büyük mucitlerinden biri olan Thomas Edison, 11 Şubat 1847’de Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. Alman – İngiliz asıllı ve Hollanda göçmeni, koltukçu bir babanın ve İskoç asıllı eski bir Öğretmen olan annenin son ve yedinci çocuklarıydı.


Babası’nın Milano’da işi bozulunca yedi yaşında Michigan'daki Mich Port Huron’a göç etmek zorunda kalmışlardı. Edison burada orta halli bir ailenin çocuğu olarak büyümeğe başladı ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı kişiliğe sahip bir çocuk olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi.


Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü. Bu dönemde Edison; Michael Faraday’ın “Experimental Research in Electricity” adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday'ın deneylerini tekrarladı bir yandan da kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı.


Onbeş yaşına gelince kendi kazandığı tüm parayı bir baskı makinesine yatırdı ve Weekly Herald adlı bir gazete çıkardı. Bu gazetenin yazılarını kendisi trende yazıyor ve evde basıyordu. Ancak bir gün hareket halindeki bir furgona atlarken bir tren memuru tarafından yakalandı. Memur kulağını o kadar çekti ki günlerce kulak ağrısından kıvranmak zorunda kaldı.


Ancak bu olay sonradan daha da ilerleyen sağırlığının başlangıcı oldu. Edison onaltı yaşındayken telgrafçılığı öğrendi ve ve dört yıl boyunca Middle West’te telgraf memuru olarak dolaştı. Bir Mucit olma isteği onda bu yıllarda başladı.1868'de kendine atölye kurdu ve aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı.


Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. Tüm parasını yitiren Edison, Boston'dan ayrılarak New York'a yerleşti. Edison'un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin istemi üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph Company'den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu.


Ve sattığı patentlerle kısa sürede önemli bir servet edindi.Bu parayla New Jersey'deki Newark'ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey'deki Menlo Park'ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı. Edison’un patentini aldığı 1300’den fazla icadı vardır.


Edison, 1876'da Graham Bell'in geliştirdiği konuşan telgraf üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877'de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi.

Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslararası düzeyde yayılmasına neden oldu.1878'de William Wallace'in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company'yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda (vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu.


Bu amaçla 13 ay boyunca flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879'da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı.

Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı.1879’da Edison bir elektrik ampulü icat etti. Kömürleştirilmiş iplikten Flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kağıt flamanda karar kıldı. 1880’de evde güvenle kullanılabilecek ampuller üreterek tanesini 2,5 dolara satmaya başladı.

Ancak 1878 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Joseoh Swan da bir elektrik ampulü icat etmiştir. Ampul camdı ve içinde kömürleştirilmiş bir flaman bulunuyordu. Swan, ampulün içindeki havayı boşlattı çünkü havasız ortamda flaman yanıp tükenmiyordu. İşte son olarak da bu iki adam güçlerini birleştirmeye karar vererek Edison ve Swan Elektrikli Aydınlatma Şirketi’ni kurdular.

İki kez evlenerek altı çocuk sahibi olan Edison yaşamının sonuna kadar yeni buluşlar yapmaya devam etti. Geriye çığır açıcı buluşlarını yanı sıra, gözlemleriyle dolu 3.400 not defteri bıraktı. 18 Kasım 1931’de, 84 yaşındayken New Jersey de hayat veda etti.

21 Ocak 2009 Çarşamba

SINAV STRESİ


SINAV STRESİ

Arkadaşlar bilgidiğiniz gibi sene sonunda bazı sınava gireceğiz.(SBS,ÖSS...) .Bu sınavlara hazırlandığımız zaman gayet sakin olmalıyız.çünkü hazırlanırken bile heyacanlanırsak sınav da ne olacağı belli olmaz.Soru çözerken gayet sakin birşekilde soruları çözelim.Bir soru uzun diye gözümüz korkmasın.Aslında en kolay sorularda uzun sorulardır.Önce soruları okurken dikkatli ve sakin olmalıyız.Bütün dikkatimizi sorulara vermeliyiz.Soru üzerinde oynamalar yapalım.Korkak soru hadi gel çözeyim seni...gibisinden diyerek soru beynimize kolay olarak anlatmalıyız.Sınava hazırlanırken deneme sınavlarına girelim.Ama böyle söylüyoruz sınavda veya deneme sınavında gırgır şamata yapmayın.Ama çokta korkmayında.Sorulara ve sınavlara gayet yeterince ciddiye alalım.Arkadaşlar birde sınavlara hazırlanırken bir hedefimiz olmalı.

Hedefe doğru yüreyelimki istediğimiz yere ulaşalım.Arkadaşlar sene sonu geldiğinde sınava gireceğimiz zaman besmele çekip sınava girelim.Sınava girdiğimiz zaman gayet sakin bir şekilde sınava girip zamanla yarışalım.ve sınavdan çıktıktan sonra bir güzel soğuk su içip sınav sonucu bekleyelim............................................................:):):)

İBNİ SİNANIN HAYATI

İBNİ SİNANIN HAYATI
Necât ve İşârât adlı kitapları ve Büyük Türk bilginidir. Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü zaman 150'den fazla eser bıraktı.
Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler. İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı.
Pek az uyurdu. Kafası öylesine doluydu ki, uyanık iken çözemediği bir takım meseleleri uykusunda çözer ve uyandığı zaman cevaplandırılmış bulurdu.Bir keresinde, Aristo metafiziğini inceliyordu. Defalarca okuduğu halde bir türlü esasını kavrayamamıştı. Buhara çarşısında gezerken sergide bir kitap gördü. Mezat tellâlı, bunu satın almasını, bu sayede birçok meseleyi kolayca halledebileceğini söyledi. Bir mezat tellâlının bildiği kitabı bilememek, İbni Sînâ'ya çok güç geldi. Onun okuma huyunu herkes öğrendiği için, bilhassa kitap satıcıları kendisini tanıyorlardı.
İbni Sînâ, kendisine tavsiye edilen Fârabî'nin Aristo'ya ait şerhini satın aldı. Bir defa okumakla, o çözemediği noktaların büyük bir açıklığa kavuştuğunu gördü: “Şükür sana Yârabbi!” diye secdeye kapandı ve Fârabî'nin yolunda fukaralara sadaka dağıttı.
Oysa, İbni Sinâ doğduğu zaman Fârabî otuz yaşındaydı ve bu olay geçtiği sırada da hayattaydı. Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphenisinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi.
Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı.
Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem'de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi. İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir. Kendisinden sonra yetişen Gazâli, Fârabî'yi' ondan öğrenmiştir.
Düşünce ve anlayış bakımından İbn-i Sina, Farabî ile İmam Gazâlî arasında bir köprü vazifesi görür. Yunan felsefesini İslâm ilmi olan Kelâm ile, yâni Tanrı bilgisiyle bağdaştırmaya uğraşmıştır. Eğer o gelmeseydi, Farabî'nin kurduğu temel Gazâli'nin yorumuyla gelişemeyecek, arada büyük bir boşluk hasıl olacaktı. Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır...
Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır. Ama şöhreti her ne kadar tip ilmiyle ilgiliyse de asıl kişiliği, Ortaçağda uzun süre tartışma konusu olan Tanrı varlığının mutlak bir zorunluluk olduğu konusundaki Kelâm meselelerine getirdiği kesin çözüm yolundan ileri gelmektedir.
Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İnsan bilgisinin Tanrıyı ve kâinatı mutlak şekilde anlamaya elverişli olmadığını söylerken, aklın varlığını kabul eder. İnsandan bağımsız bir ruhun varoluşu, İbni Sînâ'ya göre Tanrıdan yansıyan bir delildir.
İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir.
Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir. Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu.
Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.
İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü. İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır.
Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.
İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu.
Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.
Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki Müslüman doktorun duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar.
Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.


17 Ocak 2009 Cumartesi

10 Ocak 2009 Cumartesi

YARDIM


ARKADAŞLAR BEN YUNUS EMRE.BEN FİLİSTİN İÇİN YARDIM TOPLURUM.FİLİSTİNDE BULUNAN KARDEŞLERİMİZ EZİYETÇEKİYORLAR.BEN BU YAZIYI YAZARKEN BİLE KİM BİLİR BİR ÇOCUK BİR GENÇ BİR YAŞLI ÖLÜYOR.AZDA OLSA ACILARINI DİNDİRMEK BİR İHTİYACI KARŞILAMAK İÇİN YARDIMINIZI BEKLİYORUM.ÖLEN FİLİSTİNLİ KİŞİLER 800 AŞTI 1800 KİŞİ YARALI.YARDIMINIZI BEKLİYORUM.EĞER BANA GÜVENMİYORSANIZ DİYADİN ŞEHİT İLHAN DEMİR YİBO ÖĞRENCİSİYİM.GÖL MAHHALLESİNDE OTURUYORUM.YARDIMINIZI BEKLİYOYORUM.YARDIM EDENİNDE EDEMEYENDE ALLAH RAZI OLSUN BİZDE YANDAKİ RESİMDE GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ OLABİLİRİZ.BİZDE FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZ YERİNDE OLABİLİRİZ.